
12 Nisan 2009 Pazar
ÖZGÜRLÜK GÜNLERİ YARIN BAŞLIYOR!!!!
Topluluklar olarak beraberce düzenlediğimiz 'ÖZGÜRLÜK GÜNLERİ' yarın başlıyor. İlk olarak topluluklara yardımcı olmak yerine, üzerimize baskı kuran 'Kültür İşleri'ne taleplerimizi iletmeye gidiyoruz. Hepinizi bekleriz...
Eylem: Kültür İşleri Sansür İşleri
Tarih: 12 Nisan Pazartesi
Buluşma: Fizik Önü
Saat: 13.30
Saat: 13.30
Etiketler:
eylem,
kültür işleri,
özgürlük günleri,
sansür işleri
10 Nisan 2009 Cuma
Odtü'de Kamera İstemiyoruz, Peki Ama Neden?
Odtü öğrenci toplulukları olarak düzenlediğimiz Özgürlük Günleri’nde taleplerimizden biri Odtü’nün her tarafına yayılmış kameraların kaldırılması… Bu talebin nedenleri belirtilmeden, altı doldurulmadan mantıksız gibi görünebilir. Sonuçta, (s)özde güvenliğimizi sağlayan bu kameraların ne zararı olabilir ki?
Öncelikle kameranın tarihini bir inceleyelim isterseniz. 1895 yılında Fransa’da Louise ve Auguste Lumiere kardeşler hareketli görüntüleri kaydedip gösteren bir makine icat ettiler. Sinematograf adını verdikleri bu alet teknolojiyle birlikte gelişerek bugünkü halini aldı. İlk yıllarında sadece günlük olayları, hayattan anları kaydetmek üzerine kullanıldı kamera. Kamera kullanarak bir dil yaratılabileceği bilinmiyordu. Ama daha sonra Melies, Griffith gibi, gerçek anlamda ilk yönetmenler çektikleri görüntülere bir anlam yüklediler ve bugünkü sinema sanatının temelini attılar. İlk kez sanatla sanatçı arasına bir araç giriyordu: Kamera…
80 yıllara kadar, sadece sinema sanatı için kullanıldı kamera. Video, daha sonra dijital video teknolojisinin gelişmesiyle, kameraların gözetlediği yerler de arttı. Önce güvenlik kameraları, sonra gizli kameralar, cep telefonu kameraları derken ipin ucu kaçtı bir kere. Kapitalizmin en önemli besin kaynağı teknolojinin gelişimiyle her eve, her deliğe girmeye çalıştı kamera. ‘Herkes evinin önünü çekse, dünya daha yaşanası olur’ mantığıyla kameralar artık her yerdeydi.
Günümüzde, dünya üzerindeki kamera sayısının 1,5 milyara dayandığı tahmin ediliyor. Yani neredeyse, her 3 kişiye 1 kamera… 2006 yılında, dijital dünyanın boyutu 161 milyar GB, kişi başına yaklaşık 45 GB. Bu dijital dünyanın yaklaşık %85’i güvenlik ve gizlilik başlığı altında toplanıyor. % 12’lik bölümü eğlence amaçlı çekilen –genellikle cep telefonlarıyla- videolar kaplarken, asıl çıkış amacı sinema ise sadece %2.5’luk bir bölümü kaplıyor.
George Orwell’in 1984 kitabında karikatürize ettiği totaliter ve üniter ütopik dünya düzeni(!) 25 sene gecikmeli olarak gerçekliğe bir adım daha yaklaşıyordu sanki.
Bu bağlamda, güvenliğimizi sağladığı argümanıyla meşrulaştırılmaya çalışılan güvenlik kameraları, bizlere kişisel özgürlüklerin el üstünde tutulduğu söylenen modern dünyada, tüm özgürlüklerimizin anlam bulduğu özel hayatımızın (magazinsel anlamda değil) tam da ortasında yer alıyor… Her hareketimiz, her an kayıt altına alınabilir ve ilerde aleyhimizde delil olarak kullanılabilir. Bu ‘potansiyel gözlenme’, günümüzde tüm dünyada en çok sevilen toplum profilini yaratmanın çok güzel bir yolu olarak kullanılmakta: baskı mekanizmaları tarafından ezilmiş korku toplumu…
‘Ben kötü bir şey yapmıyorsam, kameranın beni çekmesinden neden rahatsız olayım ki’ diyen, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla hareket eden işte tam da bu toplum profiline uygun kişilerdir. Kameraya yakalanmamak için otokontrol ve otosansür mekanizmasını devreye sokup hareketlerini kısıtlayan bu insanlar, hiçbir şekilde kameraya yakalanmadan, klasik tabirle koyun gibi yaşamaktadırlar. Yapamadıklarından çok yapabildiklerini gören bu kişileri, kameralar ise çok rahatlıkla görebilmektedir.
Peki güvenlik kameraları gerçekten güvenliğimizi sağlıyorlar mı? Suçluyu ve masumu ayırt edebilecek yapay zekadan yoksun güvenlik kameraları, suçu kaydettiği bir saniye için yüzlerce saat kayıt alan güvenlik kameraları, ne yazık ki dünyadaki hızla artan suç oranını önleyememiştir. Araştırmalar göstermiştir ki güvenlik kameralarıyla gözetlenen bölgelerde suç oranı düşmemiştir. Çünkü suçun sebebini ve kökeni araştırıp ortaya çıkartıp, kökten bir çözüm getirmek yerine, anlık suçları tespit eden güvenlik kameraları caydırıcılıktan çok uzak olmuştur. Yüzlerini kapatıp suç işlemeye devam edenlerden çok, her biri potansiyel suçlu olan masum insanlara korku salmaya devam etmiştir. Bu açıdan kişisel güvenlik ve ülkesel güvenlik adı altında yapılan silahlanma ve getirdiği çözümden çok sorunla birlikte, götürdüğü yüz binlerce insanın hayatıyla ilişkilendirilebilinir.
Bu noktalar ışığında, hepimizin hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği bir eğitim kurumu olan üniversitemizde kameraların hangi akla hizmet ettiği belirsizdir.
Sadece derslere girip, çıkan öğrenciler yetiştirmeye çalışan eğitim sistemimizin bir aracı olan kameralar, yaşam alanımızda yaptığımız her hareketi kaydetmektedir. Sadece bu okulda öğrenci olan biz öğrencilerin değil, aynı zamanda bu okulda çalışan diğer görevlileri ve hocalarımızı da kaydetmektedir. Yolda yürürken, çimlerde otururken, arkadaşlarımızla gezerken, ders çalışırken, yurtlara girip çıkarken kaydetmektedir. Sadece beni ya da seni değil, hepimizi kaydetmektedir.
İşte bu yüzden, biz Odtü Sinema Topluluğu olarak Özgürlük Günleri’ne katılan diğer topluluklar adına diyoruz ki, ‘KAMERA SADECE SİNEMA SANATI İÇİN KULLANILSIN!!!’
Metehan Akbaş
Odtü Sinema Topluluğu
Öncelikle kameranın tarihini bir inceleyelim isterseniz. 1895 yılında Fransa’da Louise ve Auguste Lumiere kardeşler hareketli görüntüleri kaydedip gösteren bir makine icat ettiler. Sinematograf adını verdikleri bu alet teknolojiyle birlikte gelişerek bugünkü halini aldı. İlk yıllarında sadece günlük olayları, hayattan anları kaydetmek üzerine kullanıldı kamera. Kamera kullanarak bir dil yaratılabileceği bilinmiyordu. Ama daha sonra Melies, Griffith gibi, gerçek anlamda ilk yönetmenler çektikleri görüntülere bir anlam yüklediler ve bugünkü sinema sanatının temelini attılar. İlk kez sanatla sanatçı arasına bir araç giriyordu: Kamera…
80 yıllara kadar, sadece sinema sanatı için kullanıldı kamera. Video, daha sonra dijital video teknolojisinin gelişmesiyle, kameraların gözetlediği yerler de arttı. Önce güvenlik kameraları, sonra gizli kameralar, cep telefonu kameraları derken ipin ucu kaçtı bir kere. Kapitalizmin en önemli besin kaynağı teknolojinin gelişimiyle her eve, her deliğe girmeye çalıştı kamera. ‘Herkes evinin önünü çekse, dünya daha yaşanası olur’ mantığıyla kameralar artık her yerdeydi.
Günümüzde, dünya üzerindeki kamera sayısının 1,5 milyara dayandığı tahmin ediliyor. Yani neredeyse, her 3 kişiye 1 kamera… 2006 yılında, dijital dünyanın boyutu 161 milyar GB, kişi başına yaklaşık 45 GB. Bu dijital dünyanın yaklaşık %85’i güvenlik ve gizlilik başlığı altında toplanıyor. % 12’lik bölümü eğlence amaçlı çekilen –genellikle cep telefonlarıyla- videolar kaplarken, asıl çıkış amacı sinema ise sadece %2.5’luk bir bölümü kaplıyor.
George Orwell’in 1984 kitabında karikatürize ettiği totaliter ve üniter ütopik dünya düzeni(!) 25 sene gecikmeli olarak gerçekliğe bir adım daha yaklaşıyordu sanki.
Bu bağlamda, güvenliğimizi sağladığı argümanıyla meşrulaştırılmaya çalışılan güvenlik kameraları, bizlere kişisel özgürlüklerin el üstünde tutulduğu söylenen modern dünyada, tüm özgürlüklerimizin anlam bulduğu özel hayatımızın (magazinsel anlamda değil) tam da ortasında yer alıyor… Her hareketimiz, her an kayıt altına alınabilir ve ilerde aleyhimizde delil olarak kullanılabilir. Bu ‘potansiyel gözlenme’, günümüzde tüm dünyada en çok sevilen toplum profilini yaratmanın çok güzel bir yolu olarak kullanılmakta: baskı mekanizmaları tarafından ezilmiş korku toplumu…
‘Ben kötü bir şey yapmıyorsam, kameranın beni çekmesinden neden rahatsız olayım ki’ diyen, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla hareket eden işte tam da bu toplum profiline uygun kişilerdir. Kameraya yakalanmamak için otokontrol ve otosansür mekanizmasını devreye sokup hareketlerini kısıtlayan bu insanlar, hiçbir şekilde kameraya yakalanmadan, klasik tabirle koyun gibi yaşamaktadırlar. Yapamadıklarından çok yapabildiklerini gören bu kişileri, kameralar ise çok rahatlıkla görebilmektedir.
Peki güvenlik kameraları gerçekten güvenliğimizi sağlıyorlar mı? Suçluyu ve masumu ayırt edebilecek yapay zekadan yoksun güvenlik kameraları, suçu kaydettiği bir saniye için yüzlerce saat kayıt alan güvenlik kameraları, ne yazık ki dünyadaki hızla artan suç oranını önleyememiştir. Araştırmalar göstermiştir ki güvenlik kameralarıyla gözetlenen bölgelerde suç oranı düşmemiştir. Çünkü suçun sebebini ve kökeni araştırıp ortaya çıkartıp, kökten bir çözüm getirmek yerine, anlık suçları tespit eden güvenlik kameraları caydırıcılıktan çok uzak olmuştur. Yüzlerini kapatıp suç işlemeye devam edenlerden çok, her biri potansiyel suçlu olan masum insanlara korku salmaya devam etmiştir. Bu açıdan kişisel güvenlik ve ülkesel güvenlik adı altında yapılan silahlanma ve getirdiği çözümden çok sorunla birlikte, götürdüğü yüz binlerce insanın hayatıyla ilişkilendirilebilinir.
Bu noktalar ışığında, hepimizin hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği bir eğitim kurumu olan üniversitemizde kameraların hangi akla hizmet ettiği belirsizdir.
Sadece derslere girip, çıkan öğrenciler yetiştirmeye çalışan eğitim sistemimizin bir aracı olan kameralar, yaşam alanımızda yaptığımız her hareketi kaydetmektedir. Sadece bu okulda öğrenci olan biz öğrencilerin değil, aynı zamanda bu okulda çalışan diğer görevlileri ve hocalarımızı da kaydetmektedir. Yolda yürürken, çimlerde otururken, arkadaşlarımızla gezerken, ders çalışırken, yurtlara girip çıkarken kaydetmektedir. Sadece beni ya da seni değil, hepimizi kaydetmektedir.
İşte bu yüzden, biz Odtü Sinema Topluluğu olarak Özgürlük Günleri’ne katılan diğer topluluklar adına diyoruz ki, ‘KAMERA SADECE SİNEMA SANATI İÇİN KULLANILSIN!!!’
Metehan Akbaş
Odtü Sinema Topluluğu
Etiketler:
kameralar,
sinema topluluğu
5 Nisan 2009 Pazar
Güvenlik Bahane, Baskı Şahane
Biz, ODTÜ öğrenci toplulukları olarak okulumuzda yaşanan ve son zamanlarda şiddetini artıran sansür ve baskı uygulamalarından rahatsızız.
Bizlerin güvenliğini sağlamak adı altında takılan kameralar, etkinliklerimiz üzerinden uygulanan baskı ve sansür, jandarma müdahaleleri, soruşturmalar ve gözaltılar bizleri susturmanın ve özgür düşünceye ket vurmanın farklı yollarıdır.
Baskıcı sistemin kendisini ortaya koymasının güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılmaya çalışılan yollarından biri kameralardır. Güvenlik kameraları geçen sene yurtlara takılan kameralarla birlikte okulumuz geneline hızla yayılmaktadır. En son Mimarlık Fakültesi’ne, fakülte öğrencilerinin iki senedir karşı koymasına rağmen dayatmacı bir tavırla kameralar takılmıştır. Mimarlık Fakültesi’nde ve Mimarlık Amfisi’nde kameralara karşı durulmaya devam edilmektedir. Bizler öğrenci toplulukları olarak, bizlere uygulanmaya çalışılan baskıya karşı duruşumuzu kameralara tepkimizle göstermeye başlıyoruz. Okulumuzun kameralarla donatılmasına alışılması halinde, üniversitenin özgür ve demokratik yapısının sadece “sözde” kalacağının farkındayız. Güvenlik kisvesiyle gözetim altında tutulmak istemiyoruz.
Okulumuzdaki jandarma baskısı yönetim tarfından meşrulaştırılmaya çalışılan diğer bir konudur. 20 ocak tarihinde yemekhanede yaşanan jitem olayı ve bu olayın ardından gelen gözaltılar rektörlük ve jandarmanın ortaklaşmasının öğrencinin “güvenliğini sağlama” üzerinden olmadığını göstermektedir. Rektörlüğün bilgisi ve izni ile okul içerisinde fişleme yapan, yurtlara kadar girerek 11 öğrenciyi gözaltına alan ve 3 öğrenciyi tutuklayan jandarma, son olarak 18 mart tarihinde kütüphanede ve a4 kapısında yaşanan olaylarda, özgür ifade ortamı olması gereken üniversitede öğrencilere cop, biber gazı, tazyikli su ve kaldırım taşları ile müdahalede bulunmuştur. Okulumuz sınırları içerisinde bulunması dahi kabul edilemez olan jandarmanın müdahaleleri biz öğrenciler tarafından sessizlikle karşılanamaz. Jandarma olay günü, öğrencilere saldırma sebebinin jandarma karakolunun önünde durmak olduğunu söylerken, bizim tekrar hatırlamamız ve hatırlatmamız gereken nokta, bizim üniversitemiz sınırları içinde durduğumuzdur. Yanlış yerde duran öğrenciler değil, üniversitemizin içinde konumlandırılmış jandarma karakoludur.
Genel Sekreterlik’in 19 Mart tarihinde yaptığı taraflı ve yanlış açıklama ise üniversiteyi baskı altında tutmak isteyenlerin işbirliği üzerinden, üzerimizde kurulmaya çalışılan baskı ve şiddetin en son boyutudur.
Bizim de, odtü öğrenci toplulukları olarak üniversite yönetiminden taleplerimiz olacaktır. Üniversitemizin YÖK ve Jandarma denetimi altında olan yönetim anlayışı değişene dek taleplerimizin gerçekleştirilmesi için topluluklar olarak verdiğimiz ortak tepkimiz devam edecektir.
Rektörlükten bir özür yazısı bekliyoruz!
Üniversitemizde kameraları istemiyoruz!
Etkinliklerimizin sansürden geçirilmesini istemiyoruz!
Üniversitemizde jandarma istemiyoruz!
Üniversitemizde polis veya özel güvenlik istemiyoruz!
Öğrencilere ya da öğretim elemanlarına soruşturma açılmasını istemiyoruz! Açılan soruşturmaların geri alınmasını istiyoruz!
Yurtlardan , kütüphaneden, amfilerden gözaltına alınmak istemiyoruz!
Yönetim merkezli değil öğrenci merkezli bir üniversite istiyoruz!
Bizler ODTÜ öğrenci toplulukları olarak bir arada durarak bu baskıcı uygulamalara karşı koymak ve okulun öğrencilere ait olduğunu bir kez daha göstermek adına, 30 Mart 2009 tarihinden itibaren etkinliklerimize, boykotlarımıza ve her fırsatta tepkimizi göstermeye devam edeceğiz.
Güvenlik korkusu üzerinden baskılara sessiz kalmayacağız. Lağvediledek olan düşüncelerimiz değil, güvenlik kameraları, jandarma karakolları olacaktır!
ARKEOLOJİ TOPLULUĞU
BİYOLOJİ VE GENETİK TOPLULUĞU
ÇAĞDAŞ DANS TOPLULUGU
ÇEVRE TOPLULUĞU
DIŞ POLİTİKA VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER TOPLULUĞU
EDEBİYAT TOPLULUĞU
EKONOMİ TOPLULUĞU
AMATÖR FOTOĞRAFÇILIK TOPLULUĞU
GÜLMECE TOPLULUĞU
KİTAP TOPLULUĞU
KLASİK GİTAR TOPLULUĞU
KUŞ GÖZLEM TOPLULUĞU
MATEMATİK TOPLULUĞU
MİMARLIK TOPLULUĞU
MÜZİK TOPLULUKLARI
OCİT
ODTÜ OYUNCULARI
ÖĞRENCİ TEMSİLCİLERİ KONSEYİ
PSİKOLOJİ TOPLULUĞU
SİNEMA TOPLULUĞU
SİYASET BİLİMİ TOPLULUĞU
SOSYAL DEMOKRASİ TOPLULUĞU
SOSYALİST DÜŞÜNCE TOPLULUĞU
SOSYOLOJİ TOPLULUĞU
ÜNİVERSİTELİ GENÇ KADINLAR
TARİH TOPLULUĞU
TÜRK HALK BİLİMİ TOPLULUĞU
TOPLUMSAL CİNSİYET VE KADIN ÇALIŞMALARI TOPLULUĞU
ULUSLARARASI GENÇLİK TOPLULUĞU
YAPI TOPLULUGU
4.YURT FUTBOL TAKIMI
Bizlerin güvenliğini sağlamak adı altında takılan kameralar, etkinliklerimiz üzerinden uygulanan baskı ve sansür, jandarma müdahaleleri, soruşturmalar ve gözaltılar bizleri susturmanın ve özgür düşünceye ket vurmanın farklı yollarıdır.
Baskıcı sistemin kendisini ortaya koymasının güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırılmaya çalışılan yollarından biri kameralardır. Güvenlik kameraları geçen sene yurtlara takılan kameralarla birlikte okulumuz geneline hızla yayılmaktadır. En son Mimarlık Fakültesi’ne, fakülte öğrencilerinin iki senedir karşı koymasına rağmen dayatmacı bir tavırla kameralar takılmıştır. Mimarlık Fakültesi’nde ve Mimarlık Amfisi’nde kameralara karşı durulmaya devam edilmektedir. Bizler öğrenci toplulukları olarak, bizlere uygulanmaya çalışılan baskıya karşı duruşumuzu kameralara tepkimizle göstermeye başlıyoruz. Okulumuzun kameralarla donatılmasına alışılması halinde, üniversitenin özgür ve demokratik yapısının sadece “sözde” kalacağının farkındayız. Güvenlik kisvesiyle gözetim altında tutulmak istemiyoruz.
Okulumuzdaki jandarma baskısı yönetim tarfından meşrulaştırılmaya çalışılan diğer bir konudur. 20 ocak tarihinde yemekhanede yaşanan jitem olayı ve bu olayın ardından gelen gözaltılar rektörlük ve jandarmanın ortaklaşmasının öğrencinin “güvenliğini sağlama” üzerinden olmadığını göstermektedir. Rektörlüğün bilgisi ve izni ile okul içerisinde fişleme yapan, yurtlara kadar girerek 11 öğrenciyi gözaltına alan ve 3 öğrenciyi tutuklayan jandarma, son olarak 18 mart tarihinde kütüphanede ve a4 kapısında yaşanan olaylarda, özgür ifade ortamı olması gereken üniversitede öğrencilere cop, biber gazı, tazyikli su ve kaldırım taşları ile müdahalede bulunmuştur. Okulumuz sınırları içerisinde bulunması dahi kabul edilemez olan jandarmanın müdahaleleri biz öğrenciler tarafından sessizlikle karşılanamaz. Jandarma olay günü, öğrencilere saldırma sebebinin jandarma karakolunun önünde durmak olduğunu söylerken, bizim tekrar hatırlamamız ve hatırlatmamız gereken nokta, bizim üniversitemiz sınırları içinde durduğumuzdur. Yanlış yerde duran öğrenciler değil, üniversitemizin içinde konumlandırılmış jandarma karakoludur.
Genel Sekreterlik’in 19 Mart tarihinde yaptığı taraflı ve yanlış açıklama ise üniversiteyi baskı altında tutmak isteyenlerin işbirliği üzerinden, üzerimizde kurulmaya çalışılan baskı ve şiddetin en son boyutudur.
Bizim de, odtü öğrenci toplulukları olarak üniversite yönetiminden taleplerimiz olacaktır. Üniversitemizin YÖK ve Jandarma denetimi altında olan yönetim anlayışı değişene dek taleplerimizin gerçekleştirilmesi için topluluklar olarak verdiğimiz ortak tepkimiz devam edecektir.
Rektörlükten bir özür yazısı bekliyoruz!
Üniversitemizde kameraları istemiyoruz!
Etkinliklerimizin sansürden geçirilmesini istemiyoruz!
Üniversitemizde jandarma istemiyoruz!
Üniversitemizde polis veya özel güvenlik istemiyoruz!
Öğrencilere ya da öğretim elemanlarına soruşturma açılmasını istemiyoruz! Açılan soruşturmaların geri alınmasını istiyoruz!
Yurtlardan , kütüphaneden, amfilerden gözaltına alınmak istemiyoruz!
Yönetim merkezli değil öğrenci merkezli bir üniversite istiyoruz!
Bizler ODTÜ öğrenci toplulukları olarak bir arada durarak bu baskıcı uygulamalara karşı koymak ve okulun öğrencilere ait olduğunu bir kez daha göstermek adına, 30 Mart 2009 tarihinden itibaren etkinliklerimize, boykotlarımıza ve her fırsatta tepkimizi göstermeye devam edeceğiz.
Güvenlik korkusu üzerinden baskılara sessiz kalmayacağız. Lağvediledek olan düşüncelerimiz değil, güvenlik kameraları, jandarma karakolları olacaktır!
ARKEOLOJİ TOPLULUĞU
BİYOLOJİ VE GENETİK TOPLULUĞU
ÇAĞDAŞ DANS TOPLULUGU
ÇEVRE TOPLULUĞU
DIŞ POLİTİKA VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER TOPLULUĞU
EDEBİYAT TOPLULUĞU
EKONOMİ TOPLULUĞU
AMATÖR FOTOĞRAFÇILIK TOPLULUĞU
GÜLMECE TOPLULUĞU
KİTAP TOPLULUĞU
KLASİK GİTAR TOPLULUĞU
KUŞ GÖZLEM TOPLULUĞU
MATEMATİK TOPLULUĞU
MİMARLIK TOPLULUĞU
MÜZİK TOPLULUKLARI
OCİT
ODTÜ OYUNCULARI
ÖĞRENCİ TEMSİLCİLERİ KONSEYİ
PSİKOLOJİ TOPLULUĞU
SİNEMA TOPLULUĞU
SİYASET BİLİMİ TOPLULUĞU
SOSYAL DEMOKRASİ TOPLULUĞU
SOSYALİST DÜŞÜNCE TOPLULUĞU
SOSYOLOJİ TOPLULUĞU
ÜNİVERSİTELİ GENÇ KADINLAR
TARİH TOPLULUĞU
TÜRK HALK BİLİMİ TOPLULUĞU
TOPLUMSAL CİNSİYET VE KADIN ÇALIŞMALARI TOPLULUĞU
ULUSLARARASI GENÇLİK TOPLULUĞU
YAPI TOPLULUGU
4.YURT FUTBOL TAKIMI
Etiketler:
basın metni,
Odtü Öğrenci Toplulukları,
özgürlük günleri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
