10 Nisan 2009 Cuma

Odtü'de Kamera İstemiyoruz, Peki Ama Neden?

Odtü öğrenci toplulukları olarak düzenlediğimiz Özgürlük Günleri’nde taleplerimizden biri Odtü’nün her tarafına yayılmış kameraların kaldırılması… Bu talebin nedenleri belirtilmeden, altı doldurulmadan mantıksız gibi görünebilir. Sonuçta, (s)özde güvenliğimizi sağlayan bu kameraların ne zararı olabilir ki?

Öncelikle kameranın tarihini bir inceleyelim isterseniz. 1895 yılında Fransa’da Louise ve Auguste Lumiere kardeşler hareketli görüntüleri kaydedip gösteren bir makine icat ettiler. Sinematograf adını verdikleri bu alet teknolojiyle birlikte gelişerek bugünkü halini aldı. İlk yıllarında sadece günlük olayları, hayattan anları kaydetmek üzerine kullanıldı kamera. Kamera kullanarak bir dil yaratılabileceği bilinmiyordu. Ama daha sonra Melies, Griffith gibi, gerçek anlamda ilk yönetmenler çektikleri görüntülere bir anlam yüklediler ve bugünkü sinema sanatının temelini attılar. İlk kez sanatla sanatçı arasına bir araç giriyordu: Kamera…

80 yıllara kadar, sadece sinema sanatı için kullanıldı kamera. Video, daha sonra dijital video teknolojisinin gelişmesiyle, kameraların gözetlediği yerler de arttı. Önce güvenlik kameraları, sonra gizli kameralar, cep telefonu kameraları derken ipin ucu kaçtı bir kere. Kapitalizmin en önemli besin kaynağı teknolojinin gelişimiyle her eve, her deliğe girmeye çalıştı kamera. ‘Herkes evinin önünü çekse, dünya daha yaşanası olur’ mantığıyla kameralar artık her yerdeydi.

Günümüzde, dünya üzerindeki kamera sayısının 1,5 milyara dayandığı tahmin ediliyor. Yani neredeyse, her 3 kişiye 1 kamera… 2006 yılında, dijital dünyanın boyutu 161 milyar GB, kişi başına yaklaşık 45 GB. Bu dijital dünyanın yaklaşık %85’i güvenlik ve gizlilik başlığı altında toplanıyor. % 12’lik bölümü eğlence amaçlı çekilen –genellikle cep telefonlarıyla- videolar kaplarken, asıl çıkış amacı sinema ise sadece %2.5’luk bir bölümü kaplıyor.

George Orwell’in 1984 kitabında karikatürize ettiği totaliter ve üniter ütopik dünya düzeni(!) 25 sene gecikmeli olarak gerçekliğe bir adım daha yaklaşıyordu sanki.

Bu bağlamda, güvenliğimizi sağladığı argümanıyla meşrulaştırılmaya çalışılan güvenlik kameraları, bizlere kişisel özgürlüklerin el üstünde tutulduğu söylenen modern dünyada, tüm özgürlüklerimizin anlam bulduğu özel hayatımızın (magazinsel anlamda değil) tam da ortasında yer alıyor… Her hareketimiz, her an kayıt altına alınabilir ve ilerde aleyhimizde delil olarak kullanılabilir. Bu ‘potansiyel gözlenme’, günümüzde tüm dünyada en çok sevilen toplum profilini yaratmanın çok güzel bir yolu olarak kullanılmakta: baskı mekanizmaları tarafından ezilmiş korku toplumu…

‘Ben kötü bir şey yapmıyorsam, kameranın beni çekmesinden neden rahatsız olayım ki’ diyen, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla hareket eden işte tam da bu toplum profiline uygun kişilerdir. Kameraya yakalanmamak için otokontrol ve otosansür mekanizmasını devreye sokup hareketlerini kısıtlayan bu insanlar, hiçbir şekilde kameraya yakalanmadan, klasik tabirle koyun gibi yaşamaktadırlar. Yapamadıklarından çok yapabildiklerini gören bu kişileri, kameralar ise çok rahatlıkla görebilmektedir.

Peki güvenlik kameraları gerçekten güvenliğimizi sağlıyorlar mı? Suçluyu ve masumu ayırt edebilecek yapay zekadan yoksun güvenlik kameraları, suçu kaydettiği bir saniye için yüzlerce saat kayıt alan güvenlik kameraları, ne yazık ki dünyadaki hızla artan suç oranını önleyememiştir. Araştırmalar göstermiştir ki güvenlik kameralarıyla gözetlenen bölgelerde suç oranı düşmemiştir. Çünkü suçun sebebini ve kökeni araştırıp ortaya çıkartıp, kökten bir çözüm getirmek yerine, anlık suçları tespit eden güvenlik kameraları caydırıcılıktan çok uzak olmuştur. Yüzlerini kapatıp suç işlemeye devam edenlerden çok, her biri potansiyel suçlu olan masum insanlara korku salmaya devam etmiştir. Bu açıdan kişisel güvenlik ve ülkesel güvenlik adı altında yapılan silahlanma ve getirdiği çözümden çok sorunla birlikte, götürdüğü yüz binlerce insanın hayatıyla ilişkilendirilebilinir.

Bu noktalar ışığında, hepimizin hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği bir eğitim kurumu olan üniversitemizde kameraların hangi akla hizmet ettiği belirsizdir.

Sadece derslere girip, çıkan öğrenciler yetiştirmeye çalışan eğitim sistemimizin bir aracı olan kameralar, yaşam alanımızda yaptığımız her hareketi kaydetmektedir. Sadece bu okulda öğrenci olan biz öğrencilerin değil, aynı zamanda bu okulda çalışan diğer görevlileri ve hocalarımızı da kaydetmektedir. Yolda yürürken, çimlerde otururken, arkadaşlarımızla gezerken, ders çalışırken, yurtlara girip çıkarken kaydetmektedir. Sadece beni ya da seni değil, hepimizi kaydetmektedir.

İşte bu yüzden, biz Odtü Sinema Topluluğu olarak Özgürlük Günleri’ne katılan diğer topluluklar adına diyoruz ki, ‘KAMERA SADECE SİNEMA SANATI İÇİN KULLANILSIN!!!’



Metehan Akbaş
Odtü Sinema Topluluğu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder